11 Ağustos 2012 Cumartesi

Acılara Tutunmak - Frida Kahlo



Bu gece bir kez daha anlaşıldı ki ramazan tez zamanda bitmezse fazla mesai yapmaktan beynim sulanacak.  Bu seneki ramazanın güzel tarafı ise olimpiyatlarla denk gelmiş olması (ama tabi bu benim beynimin sulanmasını engellemiyor). Böylece bir yandan yemeğimizi yerken bir yandan gündüz yapılan yarışların tekrarını izleyebiliyoruz.  Kahvaltılarımızı genelde mutfakta yiyoruz ve eşim bu sırada servis penceresinden yarışları izlemeye devam edebiliyor. Ancak ben ters bir noktada olduğumdan ekranı göremiyorum. Eşim bu sabah Brezilya ve Amerika arasındaki voleybol maçını izliyordu bir ara şöyle bir yorumda bulundu : hakem Rus galiba, bembeyaz bir ten kocaman bir bıyığa sahip”, yanıt veriyorum “tıpkı Troçki evet Rus olabilir” (hakemi görmedim bile ancak gözüme birden Troçki’nin suratı geldi. 2 gün önce hem bilgilerimi tazelemek hem de merak ettiğim bir şeye bakmak için Troçki’yi okuyordum ve adamın resmine oldukça uzun süre bakmıştım gördüğüm son resim  olduğundan olsa gerek direk gözümün önüne o geliyor)eşim suratıma bakıyor “o kim?”

Hadi canım der gibi bakmıyorum bu sefer diğer yandan ukelalık yapabileceğime sevinerek ama sıradan bir ses tonu ile, “Troçki işte” diyorum, “meşhur Lev Troçki Rus Devrimi’nin Bolşevizm’in liderlerinden hatta  Kızıl Ordu’nun kurucusu ve komutanı, ve isminden de anlaşılacağı üzere Troçkizmin de babası”(sağdaki resim) Bakıyorum ki eşimde en ufak bir ilgi kırıntısı yok. Halbuki sabahın bu saati güzel bir bilgi aktarımı yapabileceğim için mutluydum. İlgisini çekebilmek için –ama yine sıradan heyecansız bir ses tonu ile- başka bir noktadan giriyorum olaya “ama bence en ilginci de Frida Kahlo ile yaşadığı aşk” diyorum istediğim etkiyi yaratmış olacağım ki bakışlarını bana çeviriyor? “adam Rusya’da yaşıyorsa nasıl aşk yaşamışlar ki, o kadın İspanyol falan değil mi?” diyor ve alıyorum sazı elime  “değil mi hayatım, üstelik o vakit dünya henüz küreselleşmemiş bile ama Rus Devrimi’ne  adını vurmuş bugün hala önemini koruyan bir adamla resme damgasını vurmuş Meksikalı bir kadının aşk yaşamış olması ne ilginç”. Beni tarihte de en çok etkileyen böylesine ünlü isimlerin yaşadığı aşklar olmuştur. Bir de dönem malumunuz şimdiki gibi değil, yazılan mektupların, şiirlerin haddi hesabı yok. İnsan okumaya doyamıyor.  Troçki ile Kahlo arasındaki aşka gelince, Troçki Lenin’den sonraki ikinci isim konumundadır. Ancak Lenin ölüp de iktidar boşluğu çıkınca Troçki Stalin ile iktidar kavgasına tutuşmuş ve tahmin edeceğiniz üzere kavgayı Stalin kazanmıştır. Böylece Troçki’ye de sürgün kapısı (Stalin kendiisne suikast girişiminde bulunduğunu söyleyeip postalayacaktır adamı) görünmüş.  Troçki, Kahlo’nun eşi Rivera’nın Meksika cumhurbaşkanından aldığı özel izin ile Meksika’ya gider ve eşi ile birlikte misafir olarak Kahlo’nun evine yerleşir. Ancak bu esnada Kahlo ile eşi 2. Kezdir boşanmış olduklarından Rivera San Fransisco’da bulunmaktadır. Bu misafirlik döneminde Kahlo ile Troçki arasında aşk, hatta bir ilişki başlar ancak Troçki’nin eşinin bu ilişkiyi fark etmesi üzerine 

Kahlo ilişkiye son verir. Şimdi buradan bakıldığında pek de ahlaklı ve adilce görünmüyor insana, sonuçta aşk yaşadıkları evin içinde Troçki’nin eşi de vardır. Ama söz konusu Frida olduğunda adaletten pek söz etmemek gerekir değil mi?  Hayat ona da pek adil davranmamıştır, çocukken çocuk felci geçirmiş, henüz bedeninde bunun fiziksel etkisi ile yaşamaya çalışırken okuldan geldiği bir gün içinde bulunduğu otobüs bir tramvayla çarpışmış. Frida bu kaza sonunda pek çok kişinin aksine ölmemiş ancak ölmekten beter olmuş (omurgası bel bölgesinden 3 noktadan kırılırken köprücük kemiği ile kaburgaları da kırılmış, yetmemiş sağ bacağı 11 yerinden kırılıp ezilmiş, sol omzu çıkmış, leğen kemiği 3 farklı yerden kırılmış en korkuncu ise çelik çubuk karnının sol tarafından girip cinsel organından çıkmış). 32 kere ameliyat edilen Kahlo resmen doktorlar tarafından bir puzzele gibi yeniden inşa edilmiş.  Ancak yeterli olmamış çocuk felci yüzünden sakat olan bacağı kangren olunca kesilmek zorunda kalmış, kadın ömrünün sonuna dek korseler içinde, fiziksel acılara mahkum kalmış. Zaten Kahlo’yu Kahlo yapan da bu acılar zinciri olur. Kadın o kadar çok acı çeker ki çektiği acıların etkisini hafifletmek için ailesinin desteği ile resme tutunur ve durmadan resim yapar. Yatağa mahkum olduğu sıralarda tavanına astırdığı ayna ise kendisine ait muhteşem otoportreler yapmasını sağlar. Sonrası mağlum hikaye Rivera ile tanışması aşkları evlilikleri boşanmaları yine evlilikleri yine boşanmaları vs evet meşhur olmasında eşinin etkisi yadsınamaz ama yaptığı muhteşem tabloların özünde yatan şey acılarıdır, tıpkı Van Gogh’u da Van Gogh yapan etki gibi. Her ikisinin de yüzyıla damgasını vurmasını sağlayan şey tutundukları acıları, sahip oldukları delilikleri, ruhlarının bedenlerine sığamayışıdır.  Bu sıkça düşündüğüm bir sorudur Van Gogh da Kahlo da bu denli  acıya sahip olmasaydı o denli büyük olabilirler miydi ya da yine aynı resimlere imza atabilir miydi, hiç sanmıyorum.  Kahlo o kazayı geçirmeseydi, ressamlarda şok etkisi yaratan “Kırık Kolon” isimli eserine(sol üstteki) imza atabilecek, yatağa mahkum olduğu dönemlerden kalma ayna ve otoportre ilişkisini kurabilecek miydi? 
Ya Van Gogh, meşhur “yıldızlı gece”(sağdaki) tablosunu yinelenen bir krizi esnasında yatırıldığı akıl hastanesinin küçücük dört duvar arasındaki odasından gökyüzüne açılan minik penceresinden bakarken yapmıştı.  Eğer Van Gogh, o deliliğe sahip olup, o hastanede yatmasaydı yine o resmi yapmış olacak ve ben sadece o resmi bıkmadan usanmadan saatlerce izleyip, Van Gogh’un acılarını tek bir resimde onunla paylaşabilecek miydim?  Bunları tam olarak asla bilemeyiz ama bildiğim bir şey varsa o da (yukarıda da belirttiğim gibi) ikisinin de acılarına tutunduğu ve ikisini de var edenin bu olduğudur.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder