1 Ekim 2012 Pazartesi

Hayır Ben Bir "Manken ya da Model" Değilim Ama Evet Sağlıklı Yaşıyorum


Uzun zamandır sağlıklı yaşam üzerine yazmak istiyordum, çünkü en çok karşılaştığım sorulardan birinin cevabı bu konu ile ilgiliydi ancak fırsat olmuyordu. Ancak İstanbul Fashion Week’e  sayılı günler kala aldığım bir telefon (beni inanılmaz şaşırtmasına rağmen) hem mutlu olmama hem de bu yazıyı kaleme almama neden oldu.
Bundan bir kaç hafta önce tamamen kendi işimle ilgili olarak bir moda kuruluşunu ziyaret etmek durumunda kalmıştım ancak bunun kesinlikle modayla ilgisi yoktu. Nitekim işim bittikten sonra da Nişantaşı sokaklarında fazla oyalanmadan boğaza doğru inmiş sonrasında da şehrime dönmüştüm. Buraya kadar her şey normal seyrindeydi. Ta ki orayla bağlantılı bir yerden telefon gelip de İFW için modellik teklifi gelene kadar. Uzun süre yanlış kişiyi aradıklarını, aksi taktirde adımı soyadımı telimi vs mi bulmalarının mümkün olmadığını, mümkün olsa bile buldukları kişinin ben olduğumu nerden bildiklerini anlamaya ve inkarla geçti. Ancak daha sonra sorduğum her sorunun mantık çerçevesinde cevapları gelince beni yanlışlıkla aramadıkları ortaya çıktı. 
Üstelik sadece bu değil, son günlerde beni nereden  bulup da eklediğini anlayamadığım modacıların da bana nereden ulaştığını öğrenmiş oldum(çünkü internette ne bloğumda, ne twitterım da ne resmim ne cismim  var–hatta beni ekledikleri sayfalarımda adım soyadım bile yok- facebook hariç ki orada da arkadaşım olmayan kimse adımı bile göremiyor). Her neyse arayan kişi ciddi şekilde kurumun defilesinde yer almam istendiğini söyledi. Gittiğim gün sohbet ettiğim insanlar moda tasarımcısı değil öğrenci olduğumu öğrenince, şanslarını denemek istemişler. Ben tabi hayırı yapıştırınca o zaman kurum yerine Türkiye’nin önde gelen 2 önemli modacısının defilesinde yer alıp almayacağımı sordular. Hatta para konusunu da katlayınca iyice şaşırdım.  Model eksiklerimi var da bana kadar düştüler mi diye sordum, ancak benim boyumda üstelik 36 beden birini her zaman bulamayacaklarını bu yüzden ısrarla beni istediklerini dile getirdi. İşin beni mutlu eden kısmı ise yaşımı söylediğim ve kızın “hadi canım” dediği andı. İşte o an her şeye değerdi. Kız “resminize bakıyorum şu an ve en fazla 23 diyorum”dedi(benden habersiz çekilen fotoğraflar, ben daha sonra tesadüfen internetten gördüm) . Kızla uzun bir sohbet yaptık (ben defileye çıkmayıp teklifte bulunduğu o 2 önemli isim için davetiye yollasa olmaz mı diye sordum ama kız içinde yer almazsam davetiye de yollamayacağını söyledi J) nasıl böyle göründüğümü sordu. Anlattım, ona anlattığım şeyler genelde etrafımdaki insanların da sorduğu ve daima anlattığım şeylerdi. Ne zamandır nasıl, zayıf ama sağlıklı ve genç kalabildiğimi toptan anlatmak istiyordum bu da iyi bir fırsat oldu.
Sağlıklı yaşamımı tanımlayacak olursam, etrafımdakilerin itirazlarına “ye bir daha mı geleceksin dünyaya” söylemlerine rağmen, bol su tüketmek, bol yürüyüş yapmak, gereksiz yere yemek ya da abur cubur atıştırmamak, bolca yeşil çay ve soda tüketmek olarak tanımlayabilirim. Tabiki de önce Allah’ın verdiği sağlık – sıhhat olmalı, sonrası size kalmış. Yaklaşık 15-16 yaşına kadar ağzıma kola sürmedim, 30 yıldır içtiğim gazlı içecek toplasanız 3-4 litreyi geçmez. İçki, çay, kahve, neskafe ile aram hiç yok. Hatta su, yeşil çay ve sade soda dışında bir içecek tüketmedim ve de tüketmiyorum desem çok daha doğru olur.  Kırmızı et de tüketmiyorum (ama kıyma formatında yerim), tavuk vazgeçilmezim, arada fosfor ihtiyacı için balık yemeyi de ihmal etmem. Sebze yemeği ve bakliyat olmazsa olmazım. Dışarıda yemek tüketmemeye çalışırım. Özellikle fast fooddan uzak duruyorum. Yiyeceksem de en son aylar önce tüketmiş olma koşulumu gözden geçiriyorum. Her sabah en az 1-2 kaşık bal yerim. Akşam en son 18.30’da yemekten kalkmış olmaya özen gösteririm sonrası saat 21.00 sıraları meyve ya da dondurma ile geçiştiririm. Günde en az 1 bardak yeşil çay, ve günün sonunda 2 minik şişe soda tüketmiş olmaya özen gösteririm. Uzun süredir sigara içmiyorum ama en büyük pişmanlığım içtiğim yıllarıma dairdir. Çok uzun yıllar içtim, içmediysem de pasif içici olarak iştirak ettim. Bugün hep derim ki zamanında o dumanlara maruz kalmayaydım cildim bugün çok daha genç olurdu. O yüzden içiyorsanız muhakkak bırakın.
Tabi bu yaşam tarzında, çok ufak yaşta sporla tanışmamın ve uzun yıllarımın sporla geçmesinin de etkisi var. Spor yapamıyorsanız bile günde yarım saat yürüyün. Yürüyüş cidden mucize bir dokunuş gibidir. Uykularınızı düzenli tutmayı, günde en az 8 saat uyumuş olmayı ihmal etmeyin. Ayrıca bence en önemlisi ruhunuzu besleyin. Seyredilecek güzel bir film, dinlenilecek hoş bir müzik, ya da okunacak güzel bir kitap. Bu saydıklarımın hepsi hangi şartlarda çalışırsanız çalışın hayatınıza uygulayabileceğiniz bir yaşam şeklidir.  Ne kadar stresli ortamda çalışırsanız çalışın ruhunuzu ve bedeninizi dinlendirmeyi ihmal etmediğiniz sürece daha yavaş yaşlandığınızı göreceksiniz.  Unutmayın ki yaşadığınız hayatın hükmü her daim sizin elinizde olmasa da hayatı hangi kalitede nasıl yaşayacağınız konusu tamamen sizin elinizde.
Kendime gelince, kendime dair en büyük umudum ise bugün nasıl en fazla taş çatlasın 23 diyorlarsa, 40 yaşıma geldiğim vakit de en fazla 33 ya da 34 gösteriyorsun demeleri. Sağlık, sevgi, spor ve kitapla kalmanız dileğiyle…     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder